
Ne güzeldi o...
Ne güzeldi o çocukluklarımız...
Çocukluğumun Türkelli köyü hayvancılık ve yaylacılık yaşamının tadına doyulmaz günleri ile doludur. Sabah olup, uykudan kalktığımızda yemeklerimizi yer havanın durumuna bakar hayvanları önümüze katar yola gönderilirdik. Yola çıkarken çentimizde günün menüsü bir şişe katık, bir mısır ekmeği, soğan ya da çökelik olurdu.
Nereye gideceğimize büyükler karar verir bizler de uymak zorunda kalırdık. Ama ben en çok ütük tepesini sever oraya gitmek için can atardım.
Neden mi? Çünkü orada arkadaşlarımız olur, hayvanları ortaklaşa güder, bol bol oyun oynardık. Hayvanları gözlemek için sırayla nöbet tutar, diğerlerimiz oyun oynardı. Bizler de eğlenirdik.
Ama kıttı ütük tepesinde otlar. Hayvan boldu. Ot bırakmazdılar ki. Hayvanlar da doymazdı. Karınları ince olurdu akşamleyin. Sevmezdi büyüklerimiz ütük tepesini ve ince karınlı hayvanları. Ama bilmezdiler ya da bilmek istemezdiler bizim oyun oynamak istediğimizi. Ağılağzı, boğuntu gibi yerlere gönderilirdik zorunlu olarak. Oralarda ağaçtan başka arkadaş yoktu bizlere. Ben çoğunlukla yalnız giderdim buralara. Arkadaş önemli değil, hayvanların karnı doysun yeterdi. Zaman öyle isterdi bir de büyükler.
Yerlerimiz, amcamlarla yan yana olduğundan hayvanlarımızı da beraber otlatırdık Muharremle. Ama Muharrem çoğunlukla olsa da her zaman yoktu. Ben de ağaçlarla, aynalı, kumaş ve sakarla konuşurdum yalnız kalınca. Çantamdaki mısır ekmeğini bitirmez, paylaşırdım hayvancıklarımla. Onlar da beni bırakmaz çağırdığımda yanımda biterlerdi. Kandırırdım onları. Onlar da benden ayrılmazlardı. Yıllar geçtikçe çentimin içinde kitaplar olur, onlarla arkadaş olurdum yalnızlığımda. Altmışlı yıllarda kitap okumayla da yarışırdık. Bir kitap elden ele dolaşırdı köyümüzde. Okumak için sıraya bile girerdik.
Ben ağılağzında ya da fidillik altında hayvan otlatır, ütükten gelen çocuk çığlıklarını dinlerken kahrolurdum. Ama katlanmak zorundaydım. Anam öyle demişti. Hayvanların karnı doymalıydı. Onların karnı doydu muydu keyfimiz gıcırdı. O gece temiz bir uyku çekerdim, görevini yapmış bir aile ferdi olarak. Bir de ertesi güne hazırlanarak.
Bunca yıla rağmen, ütük oyunları aklımdan çıkmaz. Halen özlemini duyarım çocukluğumun yaşanmamış yıllarının. Şimdi diken kaplamış oraları. Tıpızların dili olsa da söylese. Haceluğun Mustafa buralara doyamadı diye.
Şimdi mi ? Şimdi o günlerin hayalini bile kurmak artık lüks Bursa’nın Uludağ eteklerinde. |